İnsanın hayatta izlediği yola bakıp zihninin içinde olup bitenleri görmek mümkün. Karşılaştığımız ‘zorluklara’ verdiğimiz tepkiler, bulduğumuz çözümler tam olarak iç dünyamızın dışarıya yansımasından ibaret.
Bunu hayatın her alanında görmek mümkün. Biz tarıma bakalım. Tarım yaparken karşımıza çıkan ‘zorluklara’ ve onlara karşı ürettiğimiz çözümlere.
Milyarlarca yıllık evrimle birlikte hayatın içinde kendine yer bulan, hayatın ta kendisi olan, çiftliğin bir kenarında yeşermiş bir ot insanı rahatsız ediyorsa bu insanın içinde bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisidir. O ot hayatın ta kendisidir, orda olması lazımdır ve ordadır. Bu durumdan rahatsız olan canlı için rahatsızlık durumu ottan değil kendi içinden doğuyordur. Tüm böcekler, insektler için de bu durum aynıdır.
İnsanı ‘rahatsız eden’ ota karşı bulduğumuz çözüm ise tüm insanlık tarihinin özeti olsa gerek. Yok etmek !
Hayatın bir parçası olarak varlığını devam ettiren bir canlı, insanı rahatsız etmeye başlıyor ve bu durumu değiştirmek adına geliştirdiğimiz çözüm insanın gerçek özünü gösteriyor.
Farmakolojide de durum tam olarak böyledir. İnsanlar tarafından geliştirilmiş ilaçların neredeyse tamamı benzer şekilde çalışır. ‘Sorunu’ yok etmek üzerine bir işleyiş mekanizması vardır. Ağrı kesiciden, antibiyotiklere, autoimmune hastalıklardan kansere kadar her yerde aynıdır bu. Keza bu mekanizma dışarda değil insanın içindedir. İçindeki özün dışarı yansımasıdır.
Bir çiftlikteki yabani otlar çiftçiyi rahatsız ediyorsa sorun otlarda değil çiftçidedir. Bir insan veya herhangi başka bir canlı bizi rahatsız ediyorsa sorun o canlıda değil bizdedir.
Hayata karşı tam bir teslimiyet ve kabul ediş olmadan çiftçi doğal tarıma ulaşamaz. Sebebi doğa veya toprak değildir, çiftçinin kendisidir. Hayata karşı tam bir güven, zor zamanlarda çiftçinin kalbindeki aşk ve her şeyin tam olarak olması gerektiği yerde olduğunu derinlerden sezen çiftçi için doğal tarım çiftliği kurulmaya başlamıştır. Artık hiçbir şey eksik değil, her şey fazlasıyla, bolluk bereketle mevcuttur. Herhangi bir sorun yoktur çünkü her şey olması gerektiği gibidir.
Her insanın özü hayatın kendi özüdür. Güzeldir, aşk doludur. Üzeri ego ile kapalı olup her zaman görünmeyebilir bu güzellik; fakat öyledir.
Çiftçi korkulardan ve arzulardan arındığı zaman doğal tarıma ulaşır. Kişi korkulardan ve arzulardan arındığı zaman uyanır.
Milyarlarca yıldır bu gezegen, üzerindeki tüm canlıları hiçbir müdahale olmadan, doğal akışında ilerleyerek besledi, bugün de besler, 18 milyar insan olsak yine besler. Zaten olması gereken, doğal olan da bu değil mi ? Kendi halinde devinimine devam eden bir sistem. Yeterki müdahale etmeyelim.
İnsanın korkuları insanı doğadan ayırdı, arzuları ise doğayı yok ediyor.
İnsanın elinde tuttuğunu düşündüğü kontrol mekanizması devam ettiği sürece hiçbir yaşam şekli sürdürülebilir değildir. Buna organik tarım veya büyük tarım aletleri ile yapılan her türlü tarım şekli dahildir.
Korkuları ve arzuları bir kenara bırakabilen çiftçi için çiftlikte artık herhangi bir sorun yoktur. Kendi halindeki doğa tüm bolluk ve bereketini hiçbir karşılık beklemeden sunacaktır. Onun adı da doğal tarımdır.
Bu şekilde yaşamaya, tarım yapmaya hepsinden öte bu şekilde düşünmeye devam edersek, hayatın ta kendisi olarak kendimizi de yok edeceğiz yakın bir zaman diliminde. Zihnimizdeki, içimizdeki yol bu. Karşımıza çıkan ‘sorunları’ yok etmek.
Oysa bir ot veya bir insekt ile insanın özü birdir, hayatın kendisidir.
