Bugün çiftliğe 100 yeni meyve türü ekledik. Eklenen meyve türleri 1850 yılından öncesine ait. Yabani kök sistemine aşılanmış, merkezcil kökleri olması gerektiği gibi ve çıplak kök yapısı ile elimize ulaştı.
Avrupa’nın en büyük ağaç fidesi üreticisi İtalya’dan geldi fideler. Tüm dünyada mevcut olan meyve türlerinin korunması ve çoğaltılması için çalışmalar yapan bir organizasyondan geldi. Türkiye florasında yetişen ve 1850 yılından önce de var olan meyve fideleri dahi mevcut.
İlginçtir, her bir fide bilinen tüm hastalıklara karşı ‘garanti’ kapsamında (nasıl bir kapsam olduğunu ben de anlamış değilim; fakat şeftali için kıvırcık yaprak veya kiraz, kayısı için monilya gibi hastalıklara dirençli olduğuna dair sertifikalarla birlikte geldiler).
Fidelerin fiyatları ise gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Bu fidelerin gelişim süreçlerini de ayrıca paylaşacağım.
Son iki fotoğrafta ise üzüm fidelerini görebilirsiniz.
Not;
Dünyada kabul görmüş bitki sınıflandırmasına göre 1850 yılından önce de var olan meyve türleri ”rustic” (atalık, doğal, eski, el değmemiş?) olarak kabul ediliyor. 1950 yılından öncesine ait meyve ağaçları, yine bir nebze olsun ”doğal” sınıflandırmasına dahil olabiliyor. 1950 yılından sonra ortaya çıkan türler için durum değişiyor ( çekirdekten sizin yetiştirdikleriniz hariç ). Teknolojinin gelişmesi insanların arzularını körükledikçe körüklüyor ve 2 boyutta yetişen meyve ağaçlarına kadar evriliyor durum. Tabii konumuz bunlar değil.
1850 yılından önce de var olan meyve türleri doğaya, hayata, kısacası dünyaya ve dünyada bulunan yaşama uyum sağlamış. Hatta uyum sağlamış demek yanlış olur çünkü zaten o yaşamın kendisi. Bu bitkiler hastalanmıyor mu ? İllaki hastalanıyorlardır; fakat günümüzdeki bitkiler gibi dirençsiz ve sağlıksız değiller.
Farmakolojinin gelişmesiyle insan ömrünün uzadığı doğdurur; fakat insanların başına gelen hastalıkların kat be kat arttığı da göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Günümüz şartlarında, belli bir yaşın üzerindeki insanların neredeyse tamamı ömrünün son yıllarını hastanelerde geçiriyor. Fideler için de durum buna benziyor aslında. Belki meyveleri daha az parlak, daha küçük; fakat bir canlı türü olarak çok güçlü ve dirençli. Kimsenin ilgilenmesine, gübreye, saçma sapan kimyasallara ihtiyaç duymadan hayatına devam edebiliyor.
Peki bu türler nasıl seçiliyor ve market değeri var mı ?
Hepsinin market değeri yok; ama hepsi yenilebilir, sağlık ve lezzet dolu türlerdir. İşte bu noktada bazı fideciler devreye giriyor. 1850 yılından önce de var olan ve market değeri olan meyveleri alıyorlar ve çekirdekten çoğaltıyorlar, ardından bu fideye çekirdekten çoğaltmış olduğu ağacın bir dalını alıp aşılıyorlar. Böylece hem yabani kök yapısına sahip hem de market değeri olan atalık meyve fidesi türünü çoğaltmış oluyorlar. Bu şekilde fide üretimi yapan fideciler çok nadirdir. Türkiye’de çok defa aramama rağmen bulamadım. (Sizin bildiğiniz, duyduğunuz, bu şekilde üretim yapan bir fideci varsa ve iletişim bilgilerini verirseniz çok sevinirim) Yunanistan’da da bulamadım bu şekilde üretim yapan bir fideci. Edessa’da meyve fidelerinin tanesi 1 euroya satılır fakat çoğu laboratuvar ortamında üretilmiş fidelerdir.
Not : Herhangi bir fide satışımız vs yoktur.